Kent Sosyolojisine Mütevazı Bir Giriş: ‘Kenti Dinlemek’

“İster merkezi ister yerel olsun, kamusal müdahalelerin sosyolojik arka planı genellikle zayıf kalmakta; mekansal müdahaleler daha ziyade binaların, yolların iyileştirilmesi şeklinde anlaşılmakta, bunların toplumsal maliyeti üzerinde yeterince hassasiyetle durulmamaktadır.” Çeşitli üniversitelerde şehir sosyolojisi dersleri de veren sosyolog Alev Erkilet, ‘Kenti Dinlemek’ kitabında, gereken özenin gösterilmediğinden yakındığı şehrin sosyolojik arka planına eğilerek, kültürel miras, kentsel ayrışma ve yoksulluğa dair meseleleri Müslüman’ca bir bakışla ele alıyor. Kent sosyolojisindeki güncel tartışmalar ve İstanbul’la ilgili çeşitli dergi, kitap ve dijital mecralarda yazmış olduğu metinlerin bir araya getirilmesiyle oluşan bu kitap kent meselesine ilgi duyanlar için iyi bir başlangıç!

Akademisyen Alev Erkilet Hoca,  her yazının sonuna eklediği kaynakçaları ve okuma önerileriyle okuyucuya yön gösterip, düşünme serüvenine destek veriyor. “Canlı şehirler… kendilerini yenileyecek tohumları ve dışlarında kalan sorunları çözüp ihtiyaçları karşılamalarını sağlayacak kadar enerjiyi bünyelerinde barındırırlar” diyen Jane Jacobs, ya da “bugün tüm mekan, alım satım ve mekanın tarafları arasındaki mübadele üzerinden ürün olarak üretime girmektedir” diyen Henri Lefebvre gibi isimlerden yaptığı alıntılarla okuyucusunu kent düşüncesi alanının önde gelen isimleriyle tanıştırıyor.

Kitabı ayrıcalıklı kılan bir diğer husussa İstanbul’da yapılan saha araştırmaları. 2006-2012 yılları arasında Alev Erkilet’in de görev yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşu BİMTAŞ’ta Tarihi Yarımada Koruma Amaçlı Kentsel Tasarım Projesi çerçevesinde gerçekleştirilen nitel araştırmasının somut verileri kitapta kullanılarak odak grup toplantıları ve derinlemesine mülakatlara yer veriliyor. Kitabı okurken örneğin bir Sulukuleli’nin  Sulukule’yi anlattığı şu satırlara rastlanabiliyor:

“Ama çoğu insana beş çeker oranın insanlığı… Bir yangın olsun, ölüm olsun, herkesten önce, itfaiyeden dahi önce… Kimse, birisinin evinde yokken kendisi yemez bir tabak yemeği, paylaşır. Bir aile gibiyiz. Çocuğa bakar, yardıma koşarız.

…Şurada, biz bakkalımızdan 250 kuruşluk şeker, 250 kuruşluk çay, 500 kuruşluk peynir, bir tek sigara, bir tane çocuk bezi borçla alabiliyoruz. Ben çocuğuma 100 kuruş verip git… amcandan tost yaptır dediğim zaman… bakıyor 100 kuruşa tost olur mu? Bir bakıyor kimin oğlu,…’nün oğlu, gel bakalım diyor… Dün sabah ben uykudan kalktım, cebimde 5 YTL para var… Öğlen bu ev ne yiyecek? Akşamüzeri ne yiyecek? Gittim arkadaşıma… Dedi ya, niye üzülüyorsun, al şu 20 lirayı eve bırak gel.”

Süleymaniye’deki bekar odalarından, Gedikpaşa’daki ayakkabı imalatçılarına, tarihi hanlar bölgesindeki hanlardan, hamallara kadar uzanan geniş bir yelpazede İstanbul’a dair düşüncelerini paylaşan, yapılan yanlışlara karşı uyarıp çözüm önerileri sunan yazar, teorik tartışmaları Tarihi Yarımada üzerinden anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Her eleştiri gerekçesiyle birlikte sunulur. Örneğin kapalı sitelere karşı mahalleler şu satırlarla savunulur: “Mahalleler, genellikle isteğe bağlı ya da zorunlu göç dalgalarıyla kente gelen yoksullar için aileden de güçlü bir tutamak, çalışmak için kente gelmiş, ailelerini “memlekette” bırakmış bekarlar için sığınacakları bir sıcak alan, gelir düzeyi yüksek insanlar için de yoksullarla paylaşma anlamında toplumsal sorumluluklarını yerine getirebilecekleri fırsatlar barındıran mekanlardır.”

Kitabın sonunda, yazılmış metinleri tamamlayıcı nitelikte, yazarın düşünce dünyasıyla birlikte gönül dünyasını da açığa çıkaran üç güzel röportaj mevcut. Ve ardından İslam Şehri’nin tasvir edildiği ‘Saadet Yurdu’. Alev Erkilet, İslam Şehri’nin ilkelerini tanımlar, sahip olması gereken ölçülerden bahseder bu bölümde. Güçlü anlatımıyla okuyucuyu saadet yurdunun sokaklarında dolaştırır. Bir hayal mi, yaşanmış ya da yaşanılabilecek bir gerçeklik mi kararsız kalır okuyucu. İçi yanarak, özlemle tanıklık eder Saadet Yurdu’nun gündelik yaşantısına. Şehrin, inançtan bağımsız olamayacağının, yaşantının mekanı etkilediği gibi etkilendiğinin farkına varır. İslam şehrinin Müslüman’ca bir hayat tarzına sahip olunmadan gerçekleştirilebilmesinin imkansızlığı ortaya konur. Şehirlerimiz ve şehirlerimizde yaşanan hayat üzerine yeniden düşünmeye davet edilir.

Saadet Yurdu’nun sahibi insanlardır. Ölçekler insani ve Rabbanidir. Emeğin karşılığı olmayan kazanca tenezzül edilmez bu yurtta. Kadın, erkek, yaşlı, genç tüm sakinleri faaldir. Rızkın Allah’tan geldiğine iman edilir. Herkese özgürlüğünü ver, sen de onlarla birlikte çalış, biriktirip istifleme, diğerleriyle arana uçurum sokma, komşun açken tok yatma, sadece zekatla yetinme sıla-i rahim de yap diyen bir peygamberin izinden gidilir. Peygamberin dostlarına kulak verilir. Mesela evlerinizi birbiriyle yarıştırmayın, evleriniz üzerinden caka satıp büyüklenmeyin diyen Ömer’in sözü dinlenir.

İnsanların çalışmasına da, dinlenmesine de, kendilerini okumayla ve ibadetle zenginleştirip geliştirmesine de ihtiyaç gözüyle bakılır. İslam geleneğinin kuş evlerine verdiği önem bilinir. Her kasap dükkanının önünde bekleyen yaşlı köpeklerin kemikleri verilir çünkü yaşlanmışa bakmak sünnetin temel direklerindendir.

Saadet Yurdun’da bir şeyi atmaktansa tamir etmeye öncelik verilir. Ev yaparken doğanın sunduğu malzemeler tercih edilir. Balıkçıların yanaştığı küçük limanın marina yapılmak istenmesine karşı çıkılır. Çünkü sahillere erişim hakkı tüm insanlığındır. Liman denizin fırtınalarını göğüslemek için sığınmak isteyen herkese açıktır. Bu yurtta, insanların  toprakları, evleri, suları, göğü ve denizi hatta manzaraları sahiplenip  başkalarını bu güzelliklerden ve nimetlerden mahrum bırakması olacak şey değildir…

Bitirirken, son söz niyetine, ‘Kenti Dinlemek’ kitabının ardındaki düşünceyi ele verdiğini düşündüğüm paragrafı amin diyerek alıntılıyorum:

“Kapitalist dünya-sisteme eklemlenmenin tarihin kaçınılmaz gidişinin değil, iradi seçimlerimizin sonucu olduğunu görebildiğimiz gün, kökünü kendi inançlarımızdan alan, insanı, doğayı, mekanı metalaştırmayan yeni kent ütopyalarının geliştirilmesine bizim de katkımız olacaktır. Ve eminim, bu özgün düşünceler ortaya çıktıkça, Harvey de dahil pek çok kent düşünürü bu fikirlere ilgiyle kulak kabartacaktır.”

Safa DALLI

*Bu yazı DünyaBizim’de yayınlanmıştır:

http://www.dunyabizim.com/kitap/26870/kent-sosyolojisine-mutevazi-bir-giris-alev-erkiletten-kenti-dinlemek