an

Hatırlamak somut bir eylem. Hafıza sese, kokuya, mekana tutunuyor. Beklemediğin bir anda hücum ediyor kalbine ve zihnine duygu ve düşünceler. Kaybolup gidiyorsun kendi içinde eski zamanlarda. Hem geçip giden güzel günlere, tatlı heyecanlara hüzünleniyor, hem de zamanın geçip gidişine, faniliğe kederleniyorsun. Sırf zamanın durdurulamaz akışı, hiçbir anın geri gelmeyecek olması bile hüzne boğuyor insanı. Ne yaşanmış olursa olsun geçmiş sanki hep güzel. Belki de hükmedilemeyen hayata anılarda şekil verebilmektir güzel olan ya da tortusundan ayrılan zamanların parıltısıdır gözü alan…

Bir sosyal medya platformunda tanıdığım kişileri eklerken bir sürü arkadaş çıktı karşıma eski zamanlardan, farklı mekanlardan. Hepsinin üzerinde taşıdığı anılar, yaşanmışlıklar… Her biri ayrı bir anın temsilcisi, kimi lise yıllarından kimi üniversite tiyatrosundan. Allak bullak ettiler beni, karmakarışık oldu iç dünyam, bozuldu dengem. Kocaman bir yaşanmışlık boca edildi üzerime. Hangi birinin hesabını vereceğime, hangi birini tahlil edeceğime şaşırdım. Daldım kendi derinliklerime, boy verdim kendi tarihimde. Kimler gelip kimler geçmiş, bir ben kalmışım yine kendime. Bir ben bir de o Ben’in sahibi Rabbim. Büyüyoruz birlikte. Ben ne kadar yol katetmişse Ben’deki Rab de o kadar büyümüş içimde. Tekâmüle atılan her adım aslında Rabbe. Rab her gün biraz daha mutlak, biraz daha aşkın, biraz daha içkin Ben’de.

Biz modern zamanlarda yetim çocuklarız; şefkatli ellerden tutup, gözlerimizi huzurla kapatma lüksümüz yok. Her şeyi el yordamıyla tanımaya, yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Ben ve Rabbin ilişkisinde yol gösterecek kılavuzlarımız yok. Kendimizin acemisi, kendimize yabancı, kendimizden uzağız. İşte bu yüzden nasıl ifade edilir bilemiyorum hissettiklerim, sezinlediklerim. Sanki nereye varacağımı biliyor, varacağım yerdeki Ben’i ve Rabbi tanıyorum. Fakat o an gelmeden şimdiden yakalayamıyor, o hale bürünemiyorum. Beklemek zorunda olduğumu, yürümek zorunda olduğumu, yaşamak zorunda olduğumu biliyorum. Tüm bunlar yaşanırken Ben ve Rabbi uzaktan izliyorum. Rabse bir kere daha her şeyin üzerinde, olan bitenin şahidi…

Nesnelere sinen anlam kaybolmaz demişti bir yazar. O nesneler kırılsa, bükülse, yırtılsa bile… Bense en kuvvetli anlam taşıyıcılarının insanlar olduğunu düşünüyorum. Bir lise arkadaşının muzip bir bakışında atılmış tüm kahkahalarını duyabiliyor pekâlâ insan. Bir diğerinin tonlamasında okumak için gidilen şehrin sokakları gözünde canlanabilir mesela. Dostlar dostlarının benliklerinin ayak izlerini taşırlar. Dost dostun sohbetinde kendinin sağlamasını yapabilir, kendini aslında dostunda bulabilir.

Bir ömür sürecek dostluklara ihtiyaç var.

Kendini kendisinde görebileceğin dostlara…


safa dallı