İZİMİZ ŞEHİRDEN SİLİNİRKEN

Oturduğumuz evlerde, yürüdüğümüz sokaklarda, sohbet ettiğimiz mekanlarda bize ait olmayan bir şeyler var. Şehir her daim ayak sürüyor bize. Taleplerimize cevap vermiyor, özlemlerimizi yansıtmıyor, hassasiyetlerimizi ciddiye almıyor. Her şey zor, her şey çok çaba istiyor. Yaşam su gibi akmıyor.

Şehirler; insanların inançlarından, yaşayışlarından beslenir, etkilendikleri gibi etkiler, duyguda ve düşüncede derin izler bırakırlar.Kişilerin seçeneklerini şehrin imkanları belirler, günlük yaşamda alınan yüzlerce kararda en önemli etkendirler.

Yaşantımızın her veçhesini etkileyen, bizim tarafımızdan şekillendirilmediği apaçık ortada olan, içinde yaşadığımız modern şehirlerin temelleri Rönesans döneminde atılmıştır. Rönesansla birlikte yeni bir anlayış doğmuş, bu anlayışla birlikte kentler şekillenmiştir. Uygulamalar parçacı olsa da kent ilk kez bir bütün olarak ele alınmış, kentin geneline yayılan planlar geliştirilmiştir. Us çağı olarak adlandırılan bu dönemde rasyonel olan değer kazandığından kentlerin rasyonel bir plana sahip olması gerektiği düşüncesi belirmiş, bunun sonucunda ideal kent tanımları ortaya atılmıştır. Sforzinda’ nın yıldız kent tasarımları akla gelen ilk örnektir.

Rönesans insanına göre kent bir sanat eseridir. Sade, özenli, simetrik yapılar, heykellerle ve çeşmelerle süslenmiş yağlı boya tablosu gibi duran meydanlar bunun en güzel örnekleridir.

İdeal Şehir Resmi,Carnevale-15.yy
İdeal Şehir, Carnevale,15.yy

Orta çağın organik, düzensiz şehirleri yerine bilinçli bir plan yapıp estetik bir anlayışa ulaşma çabası yerleşmiştir. Ardından gelen Barok dönemle gelişimini sürdürmüş, modern zamanlarda son halini almıştır.

 

İslam şehirleriyse bambaşka bir mecrada akmış, kendi tarihsel gelişimini yaşamıştır. Müslümanların inançları yaşam alanlarını belirlemiş, yaşam alanları gündelik hayatı şekillendirmiştir. Şehirler için yer seçiminde arazinin şekli ve yüzeyiyle ilgili özelliklerden önce suya yakınlığına bakılmış, temiz bir çevre olmasına özen gösterilmiştir. Şehirler,cami ve pazar alanının etrafında gelişmiş, geriye kalan kentsel fonksiyonların nerede olacağı bu iki unsura göre belirlenmiştir.

İslam Şehir Planı

Merkezden, yani cami ve pazardan uzaklaştıkça sokaklar daralmaya, çıkmazların sayısı artmaya başlamaktadır. Labirenti andıran, dolambaçlı sokaklardan oluşan bu yapı müslümanların mahrem anlayışıyla yakından alakalıdır. Çıkmaz sokaklar bölge insanının yarı özel alanı olmakta, bu şekilde yabancılarla araya mesafe konmaktadır. Ayrıca bu çıkmaz ve dar sokaklar kadınların sosyalleştikleri, günlük rutinlerini gerçekleştirdikleri mekanlardır. Bu yapısı dolayısıyla şehirler üzüm salkımlarını andırmaktadır.

Cami ve Pazar, Marakeş
Cami ve Pazar, Marakeş

Müslümanlardaki yakın sosyal ilişkiler ve akrabalık bağları dolayısıyla bitişik nizam tercih edilmiş, şehirlerdeki evler birbirlerine yakın konumlanmıştır. Konut alanları bir bütün olduğundan zengin ve fakir mahalleleri gibi bir ayrım oluşmamış, aynı sokaklar hem zenginleri hem de yoksulları barındırmıştır. Bu sayede, yardım yapmak için şehrin kenar mahallelerinde yoksul aramak zorunda kalınmamış, herkes birbirinden haberdar, birbirinden sorumlu olarak yaşamıştır.

Yine mahremiyetle ilgili olarak evler avlulu, bahçe duvarlarıysa deve binicilerinin içeriyi göremeyecekleri yükseklikte yapılmıştır. Genellikle evlerin sokağa bakan cephelerinde pencere açılmamıştır. Aynı zamanda evlerin açık çatıları tabaklama atölyesi ve boyalama havuzu olarak kullanılmış, üretime katkı sağlanmıştır. Fes, Şam ve Mardin İslam şehir geleneğinin tüm karakteristik özelliklerini taşıyan güzel örneklerdir.

Şam
Şam

Bugün gelinen noktada Türkiye şehirleri kendi alt yapı sorunlarını çözemediği gibi bu sorunların üzerine bir de 21. yüzyılın problemleri eklenmiştir. Tüm dünyada olduğu gibi sermaye gözünü metropol kentlere dikmiş, kazancını arttırmanın derdine düşmüştür. Henri Lefebvre, üretimin artık beklenen karları sağlamadığı için şehirlerin yeni kazanç ve sermaye birikim araçlarına dönüştürüldüğünü, birer meta haline getirildiklerini söylemektedir. Bu sebeple şehir mekanı hem somut hem de soyut anlamıyla yeniden üretilmekte, kapitalizmin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmektedir. David Harvey’in ifadesiyle, talebin yetersizliğinden ötürü şişen sermaye birikiminin emildiği yerler şehirlerdir. Kapitalizm bu sayede büyümesini sürdürebilmektedir.

Müslümanlar olarak şehir meselesi üzerine düşünmeye başlamalı, yakalandığımız kıskaçtan kurtulmanın yolları aranmalıdır. Kendisini çevresindeki her şeyden sorumlu bilen müminin, yaşadığı mekanın düşüncesini, yaşayışını ve tüm bir varoluşunu etkilediğinin farkına vararak şehri için mücadele etmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde Müslüman şehirler kendi kimliklerine kavuşabilir, Allah’ ın rızasına yol olabilirler.

Safa DALLI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s