cenevre

İsviçre; çocukluğumuzun çizgi filmi  Heidi’yle özdeş zihnimizde, Heidi’yse Alplerle. Çıplak ayaklarıyla rüzgar gibi koşarken çimenlerde, bir de kocaman ısırıklarla şişirirken yanaklarını o yuvarlak ekmeklerle!

Temmuzun ortasında, iniş yapmak için alçalırken uçağımız, karlı tepelerini seyrediyoruz Alp’lerin. Ardından Leman Gölü’ nün üzerinden süzülerek, Jura ve Alp Dağları’nın arasında kalan, göl kenarındaki şehir Cenevre’ye iniyoruz usulca.

İsviçre, Avrupa Birliği üyesi olmasa da 2008 yılında Schengen Bölgesine dahil olması sebebiyle kolayca geçiyoruz pasaport kontrolünü Schengen vizemizle. Havalimanı içerisindeki toplu taşıma biletleri satılan otomatlardan 80 dakika geçerli ücretsiz biletlerimizi alıyoruz. Şehir merkezi zaten 4 km uzaklıkta. Tek vesaitle varıyoruz kalacağımız otele.

Processed with Rookie Cam

Gezimize adını Alplerin zirvesinden alan Mont Blanc rıhtımından başlıyoruz. Şehrin simgesi Jet d’Eau karşılıyor bizi. Cenevre’ nin hemen hemen her noktasından görülebilen bu fıskiye, suları 200 km hızla 140 metre yükseğe fırlatıyor. Yukarıdan serbest düşmeye başlayan su kütlesi şelaleyi andırıyor. Bu meşhur fışkırık, işaret taşı gibi nereye gidersen git yönünü ve konumunu belirlemene yardımcı oluyor. Şehri kavranabilir kılıyor.

 

Rıhtımdan, aynı adlı köprüye doğru yürüyor ve köprünün üzerinden uzaklardaki Mont Blanc Dağı’nın karlı tepesini görebiliyoruz. Eski şehirde(Old Town) taş sokakları adımlarken etraftaki zarif binaları hayranlıkla seyrediyoruz. Şehrin en eski meydanı olan Bourg-de-Four’ dan geçip, kalvinizmin kurucusu Jean Calvin’in halka seslendiği St. Pierre Katedrali’ ne varıyoruz. Cenevre, protestanlığın tarihinde önemli bir yerde duruyor. Kilisenin bitişiğinde bu tarihi anlatan bir de Reform Müzesi var. Az ilerideyse Calvin ve diğer öncülerin heykellerinin yer aldığı Reform Anıtı.

IMG_0601

Şehrin her yerinde yemyeşil parklar, içilebilir olan suları buz gibi akan çeşmeler mevcut. Ayrıca bir çok noktada manzarasına doyum olmayan seyir terasları..Küçük, sessiz ve dingin bir şehir Cenevre. Düşünmeye, uzaklara dalıp gitmeye fırsat tanıyor. İstanbul’un hengâmesine alışmış olanları şaşırtıyor, demek böyle de olabiliyormuş dedirtiyor.

Otobüs, tramvay ve troleybüslerle ulaşım ağı hayli gelişmiş. Toplu taşıma İsviçre’ nin saatleri gibi tıkır tıkır işliyor. Ekranda belirtilen varış saatleri dakika şaşmıyor. Toplu taşıma için bilet almak gerekiyor. Fakat bu biletlerle geçilecek herhangi bir turnike bulunmuyor. Bileti alıp cebine atıyorsun. Toplu taşımayı bu şekilde kullanıyor olmak şehri insana yakınlaştırıyor. Mekana olan aidiyet hissini arttırıyor. Her ne kadar bunun için bir bedel ödenmiş olsa da,serbest geçişler, kendine ait bir yerden yine kendine ait başka bir yere geçiyormuş hissi uyandırıyor.

Türkiye’ de çikolata fondü olarak tanıdığımız yiyeceğin vatanı burası. Aslı da sıcak İsviçre peyniriyle yapılıyor ve uzun çubuk çatallara ekmek batırılıp, altında ateş yanmaya devam eden tencereye bandırılıyor. Bildiğimiz muhlamanın değişiği. Bir diğer yerel yemekleriyse ‘rösti’. Patates soğanla yapılıp turşu ve tereyağıyla servis ediliyor. Damak tadımıza uygun. Denemeye değer. Yemek bahsinde assolist İsviçre çikolatası. Farkı görmek için tadına bakmak gerekiyor.

 

Cenevre’ de konuşulan dil Fransızca. Şehrin yarıya yakınını yabancılar oluşturuyor. Her milletten birilerine rastlamak mümkün. Protestanlık hakim olsa da katolik kiliseleri ve sinagoglar da mevcut. Müslümanlarınsa minareli bir camileri ve bitişiğinde İslam Kültür Merkezleri var. Tanıştığımız Türk bir hanımefendi Cenevre’de epey Türk olduğunu söylüyor. Almanya’daki gibi Türk okullarının olmamasından şikayet ediyor. Kendisi burada doğup büyümüş. Ailesi işçi olarak Aksaray’dan göçmüş. Aslen Diyarbakırlı’larmış. Türkiye’ nin her yeri birdir diyor bana. Bense konuşmalarından yurt dışında Türk-Kürt ayrımının daha keskin olduğunu hissediyorum.

Şehirde, saatin tarihine tanıklık edilen Patek Philippe Museum’ dan, modern sanat müzesi MAMCO’ ya kadar bir çok müze ve Tiyatro mevcut. Ayrıca Leman Gölü’ nün etrafındaki küçük kasaba ve şehirlere vapur seferleri düzenleniyor. Fakat bunun için bir tam gün ayırmak gerekiyor. Gidip görmesekte gölün kıyısındaki şehirlerden biri boğazlar anlaşmasına adını veren Montrö.

Cenevre’de geçirilen iki gün bizde tüm İsviçre’yi görme arzusu uyandırıyor. Avrupa’nın orta yerinde karmaşanın uzağında, doğaya bu kadar yakın kalabilmiş olan bu ülke gezilip görülmeye değer. Bir daha ne zaman yolumuz düşer bilinmez ama, Cenevre’yi kocaman bir tebessümle hatırlayacağımız muhakkak!

Safa DALLI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s