sütçü dükkanı

Senelerden beri yapmadığım şeyi yaptım: Süt içtim. Dükkanın içinde su buharı, süt kokusu, insanı ağlatıp uyutacak, kırk sene evvelki bir beşik hatırasına kadar sürüklüyordu… Evet, senelerden beri ne erken uyanmış, ne de süt içmiştim. İşe sütle başlıyorduk. Ne haristi parmaklarımız anamızın göğsünde. O ne dişsiz bir canavar ağzıydı memedeki. Hiç hatırlamıyoruz o günleri. O süte ağlayan gözlerimizin bulanık, hiç görmediği dünyayı…1

Sütçü dükkanındayız Ramazan’da. Gerçek üstü zamanlarda. Bir esinti geliyor kalbimize unuttuğumuz bir yerden. Hatırlayamadığımız günleri hatırlatıyor bize. Hasretimizi arttırıyor…

Oruçluyken, beden besinsiz kalınca yavaşlıyor. Beden yavaşlarken düşünce harekete geçiyor. İnsan farketmeye başlıyor. Kuran’da orucun sorumluluğun bilincine varmak için olduğu söyleniyor. Dış dünyaya olan ilgi azalıyor, insan kendi iç alemine yöneliyor. Kendisine yakınlaşıp dünyadan uzaklaşıyor. Ruhunun yüceldiğini hissediyor. Kendisiyle tanışıyor. İçine döndüğünde dışarıda bulamayacağı hakikatlerle karşılaşıyor; ölüm gibi…

Hayatın, karşısında kendine çeki düzen verdiği aynadır ölüm. Ölüm arındırır. Ölüm hatırlatır. Ölüm tek başına irşada yeter. “Eğer ölümün her an ve her yerden gelebileceğini kabul edersem, bencilliğimden gelen şimdi ve burada ya ilişkin tembelliğim kaybolur.” 2 Ölümü unuttu mu yaşamanın da bir anlamı yok. Çünkü; “ölüm unutkanlığı, insanı varoluşa ilişkin hiçbir korku duymama gibi bir ruh haline yöneltir. Ölümü yadsıyarak, ölümü gülünç ve çaresiz çabalarla ertelemeye çalışarak hayata körleşiyoruz… Ölümü yadsımak, yaşamı yadsımanın en güçlü göstergesi… Ölümün bilincinde olmayan insan yaşadığının bilincinde de değildir.” 3 Ölmeden ölmek; ölümle dirilmek…

Ramazanın kıymetini bilmeli insan. Yaşamanın ne olduğunu tam olarak anlayamasa da sezinlediği şu zamanlardan alabildiğini almalı, katabildiğini katmalı kendine. Ancak Allah’tan yana diri tutulan bir bilinç ve duyarlılığın insanı ‘hayat veren çağrıya’ bağlı tutabileceğini unutmamalı. Aksi taktirde her günkü haliyle dünya, kapıdan içeriye doğru seslenmeye devam ediyor: ” Hadi çabuk ol. Yeter artık. Gel buraya. Bizimle beraber olman lazım. Böyle biteviye sütçü dükkanında kalıp, yeniden doğmuş numarasıyla oturamazsın. Seni bekliyoruz. Alıp götüreceğiz. Her şey, bütün insanlar seni bekliyor. Onların arasında oynadığın oyunu bitirmeye mecbursun. Yeniden doğulmaz. Doğsan bile n’olacak? Seni iki senede, iki senede değil, iki günde aynı insan ederiz. Aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin. Seni aynı hastalıkla yıkmak için elimizde her şey var. Hem canım sen nasıl bir dünya istiyorsun? Görülmemiş, işitilmemiş, tadılmamış, yazılmamış, yaşanmamış… Olur mu öyle şey? Hadi gel. Dön her günkü hayatına.” 4

Siz ey imana erişenler! Her ne zaman sizi, size hayat verecek bir işe çağırırsa, Allah’ın ve (dolayısıyla) Elçi’nin bu çağrısına icabet edin… 5

……………………………………………………………………………..

1-) Sait Faik Abasıyanık- Süt

2-) Martin Heidegger

3-) Gündüz Vassaf – Cehenneme Övgü

4-) Sait Faik Abasıyanık- Süt

5-) Kuran – Enfal Suresi 24. Ayet’in ilk kısmı

Safa Dallı

“sütçü dükkanı” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s